Sultan 2. Abdülhamid Kimdir? Dönemi Müzik ve Sanat

0
1828
2.Abdülhamit han Osmanlı Padişahı, 34.Sultan Sultan Abdülmecid ile Tirimüjgan Kadın efendi’nin oğludur.

Osmanlı Padişahı, İkinci Abdülhamit Döneminde Musiki ve Sanat (1876–1909)

Saltanatının başlangıcında I. Meşrutiyet, sonunda 2. Meşrutiyet ilan edilmiştir. Aradaki 30 yıllık “İstabdad Devri”nde ise sorumlulukları ilgililere yükleyip yetkileri kendi elinde tutmuş; sansür, jurnal ve sürgün yöntemleriyle yönetimini sürdürmüştür.

Dönemin hocalarından iyi bir eğitim aldı. Amcası Abdülaziz’le Mısır ve Avrupa gezilerine çıktı.

Şehzadeliğinde Saray lüksünden ve savurganlığından uzakta Maslak Köşkü’nde oturdu. Veliahtken verdiği sözü tutarak 23 Aralık 1876 günü I. Meşrutiyet’i ilan etti.

Döneminde 3 Mart 1878’de Ayastefanos Antlaşması imzalandı, 1881 yılında “Düyun-ı Umumiyye” kuruldu.

1881’den sonra ilk numune (özel) mektebler açılmıştır.

2.Abdülhamid han Osmanlı Padişahı, İkinci Abdülhamid, 34.Sultan Sultan Abdülmecid ile Tirimüjgan Kadınefendi’nin oğludur.
2.Abdülhamid han Osmanlı Padişahı, 34.Sultan Sultan Abdülmecid ile Tirimüjgan Kadınefendi’nin oğludur.

Müzei Hümayun (bugünkü Arkeoloji Müzesi), Bayezid Umumi Kütüphanesi, Yıldız Arşivi ve Kütüphanesi, Hazine-i Evrak’ın (bugünkü Başbakanlık Arşivi) kurulması Abdülhamid Dönemi’nin önemli kurumsal hizmetleridir.

Ayrıca Sultan 2.Abdülhamid han, kendi servetinden ayırdığı parayla Etfal Hastanesi ve Darülaceze’yi yaptırmıştır.

Tiyatroyu seven Padişahın Yıldız’daki Saray Tiyatrosu’nda opera, operet, çeşitli yabancı oyunlar yanında tuluat da izlediği bilinmektedir.

 Osmanlı Sultanı İkinci Abdülhamid’in saltanatının son on yılı olaylarla doludur. 1889’da kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin uzun bir hazırlıktan sonra ilkin Rumeli’de başlattığı eylemlerin İstanbul’a yansıması sonucu 24 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet ilan edilmiş; hafiyelik, jurnalcilik yasaklanmıştır.

“Serbesti” gazetesi başyazarı Hasan Fehmi’nin 6 Nisan 1909’da öldürülmesi tansyonu iyice yükselmiş, bundan bir hafta sonra 31 Mart Olayı (13 Nisan 1909) patlak vermiştir.

Gerici eylemler 24 Nisan’a Hareket Ordusu’nun İstanbul’a gelmesine kadar sürmüştür. Meclis-i Mebusan 27 Nisan günkü oturumunda Osmanlı Sultanı 2. Abdülhamit’in tahttan indirilmesini kararlaştırmıştır. Padişah ailesiyle birlikte Selanik’e gönderilmiş, Balkan Savaşı öncesine kadar burada kalmış, 1 Kasım 1912’de Alman Elçiliği’nin Lorley yatı ile İstanbul’a gelip Beylerbeyi Sarayı’na yerleştirilmiştir.

Osmanlı Sultanı İkinci Abdülhamit 10 Şubat 1918’de ölmüştür. Tahttan indirildikten sonra İstanbul dışına çıkartılan tek Osmanlı padişahıdır.

Paişah 2. Abdülhamit’in gerçek bir sanatkardır. Marangozluk ve oymacılık öğrenmiştir. Eserleri halen müzayedelerde satılır. Yıldız Hamidiye Cami’nin çifte hünkar mahfillerinin gül ağacından kafesli cumbaları da O’nun yapısıdır.

Yıldız Kütüphanesi’nde toplattığı onbir cild dolayındaki eser, İstanbul ve imparatorluk için hazırlattığı fotoğraf albümleri, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’ndedir. Yıldız Saray’ında ayrıca bir silah müzesi, bir demirhane ve bir porselen imalathanesi vardır. Yıldız yağması denen olay sırasında Saraydaki birçok eşya arasında Abdülhamid koleksiyonlarının da tahrib edilmiş olması önemli bir kayıptır.

İstanbul’da Sultan 2. Abdulhamit’in  yaptırdığı ve O’nun adını taşıyan (Hamidiye Suyu) birçok çeşme, cami, kışla ve okul vardır. Uzunca ve kalıplı bir fes formuna da Hamidiye” denmiştir.195

Sultan II. Abdülhamid Dönemi’nde Musiki Adına Yaşanmış Önemli Gelişmeler

Osmanlı Padişahı 2. Abdulhamid’in Saray orkestra şefleri Guatelli Paşa ile Miralay Lombardi Bey’den Batı Musikisi öğrenmiştir. Bir müddet de Dussap Paşa’dan piyano ve musiki dersi görmüştür. Birazda keman çalan II. Abdul-hamid, şehzadeliğinde Batı tarzında birkaç parça bestelemiştir. Türk Musikisi’ne tamamen ilgisiz kalmamakla birlikte, öncekiler derecesinde korumamıştır.

Daha çok Klasik Batı Musikisi’ne eğilim gösterip, Yıldız Saray Tiyatrosu’nda opera temsillerini seyretmiş, orada devamlı bir konser dizisi düzenlemiştir. Avrupa’dan meşhur opera ve tiyatro artistlerini, virtüözleri İstanbul’a davet etmiştir. Yabancı seferilerden öğrenildiğine göre dünyaca ünlü sanatçılara sofrada yanında yer vermiştir. O’nun davetine kadar Osmanlı protokolünde bu mümkün değildir, zira padişahlar tek başına yemek yemektedir. Yabancı elçiler Padişahın daima Batı adabını örnek olan hayat tarzından övgüyle söz etmişlerdir.

Sultan 2. Abdulhamid’in hemen hemen bütün çocukları musikiyi çok iyi derecede öğrenmişler, piyano çalmış ve beste yapmışlardır.

Sultan II. Abdülhamid’in, devrinin en modern bestecisi sayılan Richard Wagner’i desteklemesi de dikkate değerdir.

Mızıkai Hümayun en parlak zamanında 500 müzisyene iş verirken, Sultan II. Abdülhamid tarafından kadrosu 350 kişiye indirilmiş ve Balkan Harbi’nden sonra bu sayı iyice azalarak 120 kişiye düşmüştür.

Bu dönemde Rifat Bey Padişah Abdülhamit’in uzun saltanatı boyunca resmi marş olacak olan “Hamidiye Marşı”nı (Bizim sultanımız el Gazi Abdülhamid Han’dır) bestelemiştir.

Sultan Abdül hamid Artura Stravola isimli sanatçıya hayranlık duymuş ve 15 yıl bütün ailesi ile birlikte Yıldız Sarayı’nda görevlendirimiştir. Stravolo Bey opera solisti, tiyatro artisti olduğu gibi aynı zamanda Saray operasını da idare etmiştir.

Mızıkai Hümayun’un başındaki Guatelli Paşa görevden alınınca yerine İtalyan Pisani getirilmiştir. Pisani fazla başarılı olamamış ve O’nun yerine de Ermeni Dussep Paşa getirilmiştir. II. Abdülhamid’e hem hocalık yapmış, hemde bir Hamidiye Marşı bestelediği için Padişah tarafından korunmuştur.

Osmanlı Padişahı 2. Abdulhamid kendisine iki ev ihsan etmiştir. Fakat o da zayıf bir müzisyendir, ancak d’Arenda Paşa’nın vazifelendirilmesiyle (1899-1909) Klasik Batı Musikisi tekrar bir yükselme devrine girmiştir.

Paris’te yetişen bu müzisyen Mızıka-i Hümayun’u Fransız tarzında yeniden organize etmiş (İtalyan tarzı yerine), dikkate değer bir nota kütüphanesi kurmuş ve bilhassa oda müziğini desteklemiştir.

Devletin ikinci Saray tiyatrosu Osmanlı Padişahı 2. Abdulhamid’in döneminde 1889’da Yıldız Sarayı’nda yapılmıştır. Tiyatrodan çok opera, operet ve konser verilmiştir. Enteresan olanı Abdulhamid yasaklar dönemi padişahıdır ve yönetimi sırasında tiyatro binaları yakılıp, yıkılmıştır.

Eserler yasaklanmış, oyuncuların çalışmaları engellenmiştir. 2. Meşrutiyet’ten sonra tiyatro canlanmış, opera neredeyse yok olmuştur. Operet ve müzikallerinde seviyesi düşmüştür. Abdülhamid döneminde Saray operası (tiyatrosu) Türk sanatçılardan oluşan topluluk ve yabancı sanatçılardan oluşan topluluk olarak ikiye ayrılmıştır. Saray opera ve tiyatrosunun özelliği dışarıya kapalı oluşudur. Sadece Saraya yönelik görev yapmıştır.

Görüldüğü gibi Osmanlı Padişahı İkinci Abdulhamid devrinde musiki anlayışı tamamen Batılılaşmış, Batı Musikisi’ne ve sanatçılarına kucak açılmıştır. Buna rağmen ünü kısa zamanda her tarafı saran Tanburi Cemil Bey’i İkinci Abdülhamid Saraya davet edip huzurunda tanbur ve kemençe çaldırtmış, 300 altın ve İkinci rütbe Mecidi Nişanı vermiştir. Hariciye Nezareti Umur-ı Şehbenderiye (konsolosluklar) Dairesi Başkatipliğine yükseltmiş, maaşını da 10 altın yapmıştır.

Yine siyasi şartların ağırlığı yüzünden babası ve amcası derecesinde Hacı Arif Bey’e cömert davranmasa da O’nu Kolağası rütbesiyle tekrar Mızıka-i Hümayun’a almıştır. Büyük bestekar eski mevkine erişememenin, kendisine çok düşük bir rütbe verilmesinin asabiyeti içindedir. Bu dördüncü Saraya alınışıdır ve tesadüfler sonucu olmuştur. İran’ın İstanbul Büyükelçisi Osmanlı Sultanı İkinci Abdülhamid’le görüşmüş İran’ın Türk İmparator’u Nasıreddin Şah’ın Arif Bey’i Tahran Sarayı’na davet ettiğini, izin verirse bestekarın bu daveti kabul edeceğini söylemiştir. Sultan Hacı Arif Bey çapında bir adamın elden kaçırılmasındaki sorumluluğu kavramış, Şah’tan özür dileyerek bu teklifi reddetmiştir.

Hacı Arif Bey daha önce yaptığı şımarıklıkları Sultan Hamid’e de yapmış; Sultan huzurunda bir şeyler okumasını istediğinde hastalığını bahane ederek reddetmiş ve ikinci emri getiren mabeynciye “Sanatta emre tehammül edilemez, kaldı ki ben kendisinin babasına hizmet ettim. Şimdi padişah oldum diye bana şunu çal bunu söyle diyemez. Henüz kiri pisliği üzerimde duruyor” diyebilmiştir. Bu sözlerle Abdülhamid’in şehzadeyken kendisinin kucağını ıslattığını ima etmiştir.

Bu son münasebetsizliği ve yaptığının suç olmasından dolayı Mızıka-i Hümayun’un bir odasına hapsettirilmiş, bu durum 50 gün sürmüştür. Hapis cezasındayken bestelediği ve Rifat Bey aracılığıyla Padişah huzurunda okunup afedilmesini sağlayan Nihavend Makamındaki şarkısını – Ahteri düşkün garib-ü a’şık-i avareyim – bestelemiş; cezası son bulmuş, Mızıka-i Hümayun’daki derslere girmesine izin verildiği gibi hediyeler almaya da devam etmiştir.

Osmanlı Sultanı 2 Abdülhamid, dönemindeki sanatçıları Saraya çağırıp, dinleyip, destekleyerek bir nebzede olsa Türk Musikisi’ni himaye etmeye çalışmıştır.

Eserleri günümüze gelmediği için Sultan II. Abdulhamid’in besteciliği hakkında yorum yapılamamaktadır.

CEVAP VER