Sultan Abdülmecid, Abdülaziz’in Veliahtlığını Önlemek İstemişti

0
1072
Sultan Abdülaziz 32. Osmanlı Padişahı, 2. Mahmud ile Pertevniyal Valide Sultan’ın Oğludur. Abdulaziz Han, 15 yıl Musiki ve Sanat ile İlgilidir

Kardeşi II. Abdülmecid’in cülusu esnasında henüz dokuz yaşında olan Sultan Abdülaziz şehzadeliği süresince serbest bir hayat yaşadı. Osmanlı hanedanının diğer tüm fertleri gibi iyi bir eğitim gördü.

Yaşantısına Kurbağalıdere’de bulunan köşkünde devam eden sultan Abdülaziz, o dönemde sarayda bulunan debdebe ve Batı perestişkarlığından uzak kalmış, sade ve mazbut bir hayat sürmüştür.

Sultan Abdülaziz’in düşünceleri gibi bedeni ve sıhhi yapısı da kardeşinden farklı idi. Ruhen ve bedenen zayıf olan Abdülmecid’in aksine, son derece kuvvetli ve sert yapıya sahipti. Biraderi’nin yaşam tarzına ve yaptığı israfa karşı çıkıyor, yaşam tarzı ve klasik dönem Osmanlı Padişahlar’ını andıran heybeti ile halkın her gün biraz daha teveccühünü kazanıyordu.

Bu durum zamanla Sultan Abdülmecid’i rahatsız etti, onu veliahtlıktan azlederek, oğlu Murad Efendi’yi veliaht tayin etmek istedi ancak, batılı devletlerin tepkisini çekmemek için bu düşüncesinden vazgeçmek zorunda kaldı.

Görünüm ve maneviyyat açısından halkın özlediği azametli hükümdar profiline tam olarak uyan Abdülaziz düşünce olarak da milli değerlere son derece düşkün tam bir Osmanlı’ydı. Onun bu hali halk üzerinde padişah oması halinde devleti yeniden ıslah edeceği hususunda ümidini arttırıyor ve ahali nezdinde her gün daha fazla değer kazanmasını sağlıyordu.

Abdülaziz’in kazandığı bu itibar ve milli kimliği saltanatı boyunca aldığı kararlarda etkili olmuştur. Özellikle musiki politikasının belirlenmesinde bu durumun etkisinin yüksek olduğu muhakkaktır.

Sultan Abdülmecid kardeşinin halk nezdindeki itibarından haberdardı, bu sebepten İstanbul dışında olduğu zamanlarda onun, yalnız başına dersaadetde kalmasına izin vermiyor, onu da yanında götürüyordu.

Dr. Spitzser Hatırat’ında Sultan Abdülmecid’in bir seyahatine Abdülaziz’i de götürüşünü ve onun kişiliğinden duyduğu rahatsızlığı şu şekilde anlatmaktadır:

“Denize açıldıkça kalbim teheyyüc ediyor. Herkes öyle zanneylemiyor ki ben kardeşimi korkumdan ve kendisine pek ziyade mütemayil olan halk arasında yalnız bırakmak istemediğimden yanımda götürüyorum. Halbuki hakikati iyi bilmiyorlar. Bu çocuk ele avuca sığmaz, onu göz önünde bulundurmayı daima muvafık buluyorum. Seyahat tasavvurunda olduğumu haber alır almaz, hiddetinden titreyerek yanıma geldi, kendisini, böyle ebediyen mahpus mu tutacağımı su’al etti. Kendi de dünya yüzü görmek müstakbel teb’asını tanımak ve onlara görünmek istediğini söyledi. Bu cür’etkarane sözler başka devirde, başka kardeşe karşı tehlikeli olurdu. Fakat, ben kendisine acıdım, mümkün olduğu kadar muhabbetini kazanmak benim ektiğim veya elde etmeğe çalıştığım menafi’i bi’l ahire mahvetmemesi için onu asr-ı hazır evkafına vakıf etmek fikri ile yanıma aldım. Öyle sanıyorum ki hiçbir lutuf onu memnun etmiyor. Her gün başka bir fikre kapılıyor. Mesela bu gün benimle birlikte camiye gitmesini müsa’ade etmekliğimi arzu ediyor, ertesi sabah sadrazam olmak istiyor, daha sonra kendisini bir vilayete vali nasb etmekliğimi taleb ediyor… Görüyorsun ya dost olmamız gayr- ı kabil. Onun ileride oğullarımı tazyik edeceğine, her türlü isyanlara sebep olacağına kanaatim var. Beni istiklaline ve saltanatına yegane mani addediyor”.

Cevdet Paşa Tezakir’de Sultan Abdülmecid’in, Abdülaziz’den son derece rahatsız olduğunu, hatta bu rahatsızlığının paranoya seviyesine ulaştığını yazmaktadır. Paşa’nın aktardığı şu hadise bahsettiğimiz durumu kanıtlar mahiyettedir:

“Biraderi büyüyüp serpildikçe andan ürkmeye başladı. Hatta kendisine mukaddema bir kuyumcu bir çift altun kakma tabanca yapmış idi. Abdülaziz Efendi’nin dahi bir çift tabancası bu veçhile işletmek üzere ol kuyumcuya gönderdikte kuyumcu: Bu işleme gümüşün pek halis ve alasından olur. Düz-oğlu Boğos istediğim gümüşü bana verirse yaparım demiş olduğundan. Efendi hazretleri Boğos’a haber göndermiş o dahi istenilen gümüşü vermiş. Bu keyfiyyet derhal Reşit Paşa’ya yetiştirilmiş olmağla o dahi Hünkarı gördüğünde Deli Boğos Aziz Efendi’ye bir çift tabanca yaptırıvermiş deyu söylemiş. Hünkar hemen Boğos’u celb ile: Ben seni şimdiye kadar kendime sadık ve hayr-hah bilirdim. Sen ise Aziz Efendi’ye bir çift tabanca

yaptırıvermişsin. Ol tabancaları o beni öldürmek için yaptırıyor biliyormusun, diyicek deli şaşırmış hemen and içerek vuku’u hali beyanı izah ederek güç hal ile kandırmış olduğu mahremane haber alınmıştır.
Ayrıca, Cevdet Paşa, sultanın bu rahatsızlığından haberdar olan Mehmet Ali Paşa’nın baş- mabeynci ve bir adamının şehzadeyi bir gece çiftliğinden dönerken vurabileceğini söylediğini, sultanın bu öneri karşısında “bakayım düşüneyim” dediğini ancak, daha sonra buna cesaret edemediğini yazmıştır.

Abdülmecid’in tüm rahatsızlığına ve önleme çabalarına rağmen, saray halkının israfatı ve devletin her gün biraz daha sürüklendiği umutsuz durum sebebiyle, halk Şehzade Abdülaziz’in cülusunu her geçen gün daha fazla arzulamıştır.

Halk gözünde kazandığı bu itibar Abdülaziz’in cülusundan sonra yaptığı icraatlarda da etkili oldu.

Cülusunun ilk yıllarında yanan saray tiyatrosunu yeniden yaptırmayarak saray ahırlarına devretmesi, sarayda bulunan bazı batı müziği hocalarını görevden alması bu duruma bağlanabilir.

Oysa ki Abdülaziz’in hanedan üyeleri arasında ilk batı müziği eserini besteleyen kişi olması hasebiyle Batı müziğini en iyi bilen hanedan mensuplarındandı.

Bu özelliğine rağmen hükümdarlığının ilk yıllarında Batı müziğine uzak oluşu, gelenekçi ve milli imajına mugayir hareket etmeme çabasından kaynaklanmış olmalıdır.

CEVAP VER