Osmanlı’da Modern Türkiye İçin Adımlar ve Sultan Abdülaziz

0
979
Darulfünun Sultan Abdülaziz Yenilikleri
Darulfünun Sultan Abdülaziz Yenilikleri

Osmanlı’da Modern Türkiye İçin Adımlar Nasıl Başladı?
Osmanlı Devleti, 1699 yılında imzalanan Karlofça Antlaşması‟nı takip
eden yıllarda Batı karşısında üstünlüğünü kaybetmeye ve tedricen geri
çekilmeye başlamıştı. Karlofça Antlaşması‟nın imzalanmasından yaklaşık
yirmi yıl sonra imzalanan Pasarofça Antlaşması ile de Osmanlı Devleti Batı
karşısındaki üstünlüğünü kaybettiğini anlayacak, bu tarihten sonra ise Batı ile
nasıl daha güçlü bir şekilde mücadele edebileceğinin çarelerini araştırmaya
başlayacaktır.
Osmanlılar, 1699‟dan sonra Orta Avrupa‟da devamlı bir şekilde
gerilemenin de etkisiyle artık fetih siyasetinin devam ettirilemeyeceğinin
farkına varmışlar, Avrupa‟nın kendilerine sağladığı üstünlüğün sebeplerini
araştırmaya ve Batı‟daki gelişmeleri yakından takip etmeye başlamışlardı.
Osmanlı idarecileri, 1718‟de imzalanan Pasarofça Antlaşması‟nın
sağladığı barış ortamından istifa ederek, Batı gücünün kültürel ve teknik
kaynaklarına yönelme ihtiyacı duymuşlardır. Sadrazam Nevşehirli Damat
İbrahim Paşa, Batı‟daki gelişmeleri yakından takip edebilmek amacıyla
1719‟de Viyana‟ya bir elçilik heyeti ve 1721‟de Yirmi Sekiz Çelebi Mehmet
Efendi‟yi, Paris‟e “ vesait-i ümran ve maarifine dahi lâyıkıyla kesb-i ıttıla
ederek kabil-i tatbik olanlarının takriri” talimatıyla elçilikle görevlendirmiştir.
Sadrazam, Yirmi Sekiz Mehmet Çelebi‟yi Paris‟e kaleleri, fabrikaları ve
Fransız medeniyetinin diğer eserlerini görmesi ve Osmanlı Devleti‟nde
nelerin uygulanabileceğini bildirmesi amacıyla göndermişti; Mehmet Çelebi,
kaleme aldığı Sefaretnâme’sinde sadece bunları yazmakla kalmamış,
sokaklarda, dükkânlarda, hastanelerde ve hayvanat bahçelerinde
gördüklerini de anlatmış, özellikle de Fransız askerî okulları ve eğitim alanları
üzerinde durmuş, Fransızların Osmanlılardan farklı olan tarafları, kadınların
hâli gibi konular üzerende yazmış, Fransız Kralı ile yüksek rütbeli memurların
Paris sokaklarından muhteşem geçişlerini tasvir etmiş ve matbaanın çok
yaygın bir şekilde kullanıldığını belirtmiştir.
Yirmi Sekiz Mehmet Efendi‟nin, Paris‟te gördüklerini ayrıntılı bir
şekilde kaleme aldığı Sefaretnâme’si, Osmanlıların Batı‟ya açılan ilk penceresi
olmuştur.
Yirmi Sekiz Mehmet Efendi‟nin Paris elçiliğinin bir diğer sonucu da
beraberinde Paris‟e götürmüş olduğu oğlu Sait Mehmet Efendi‟nin oradan
öğrendiklerinden hareketle, İstanbul‟da ilk Türk matbaasının kurulmasına
çalışmış olmasıdır.
Tarihimizde “Lale Devri” olarak adlandırılan 1718-1730 yılları arasındaki barış devresi, Patrona Halil İsyanı‟yla sona ermiş ve Batı ile olan doğrudan temas da böylece muvakkaten kesilmiştir.
Osmanlı Devleti, 1729‟da Avusturya ve Rusya ordularının tehdidiyle
karşı karşıya kalınca, modern harp teknolojisini yerleştirmek ve Batılı büyük
devletlerin ordularıyla mücadele gücü kazanabilmek amacıyla Avrupalı
uzmanları ülkeye davet etmeye başladı.
Osmanlı hizmetine giren Avrupalı uzmanların en meşhurlarından biri, Humbaracı Ocağı‟nı ıslah eden ve İslâmı
kabul ederek Ahmet adını alan Kont de Bonneval‟dir. Kont de Bonneval veya
nâm-ı diğer Humbaracı Ahmet Paşa, 1734 yılında bir askeri mühendislik
mektebi kurmuştur; fakat yapmayı düşündüğü yenilikler tam manâsıyla
yerleşememiştir.
XVIII. asırda Osmanlı Devleti‟nin hizmetine giren bir başka meşhur
Avrupalı uzman da Baron de Tott‟tur. Baron de Tott, Osmanlı Devleti‟nin
Rusya‟yla savaştığı yıllarda askerî reformlar yapmak amacıyla gelmiştir. III.
Mustafa‟nın topçu sınıfını teşkilatlandırmak arzusuna uyan Baron de Tott, bu
hususta bir talimatnâme hazırlamış ve ilk olarak altı yüz topçu neferini
Kâğıthâne‟de Avrupa usûlünde talim ettirmeye başlamıştır. “Süratçi” ismini
alan bu neferlerin talimlerinde birçok kez bizzat padişah da bulunmuş ve
berâberinde bazen oğlu Şehzade Selim‟i de bulundurmuştur. Baron de Tott,
sadece topçu yetiştirmekle kalmamış, aynı zamanda Tophane‟yi de ıslah
ederek yeni şekillerde toplar döktürmüştür. Yine aynı devirde teknik bilginin
teorik eğitimini de vermek düşüncesiyle Mühendishâne-i Bahri-i Hümâyun
kurulmuştur.
1768-1774 Osmanlı-Rus harbinin sonucu Osmanlı Devleti‟nin içine
düştüğü müşkül hâli bütün dünyaya göstermişti; fakat Osmanlı devlet ricali,
bu savaşın sonucundan gerekli dersleri tam olarak çıkaramamış, mevcut
durumun devamı için çalışmıştır.
Netice itibariyle, XVIII. asır boyunca devam eden ve çeşitli engellemelerle karşılaşan reform hareketleri, Avrupa
devletlerinin yükselen gücü karşısında Osmanlı Devleti‟nin içinde bulunduğu
durumu düzeltmek hususunda yetersiz kalmıştır.
Osmanlı Devleti‟nde ilk köklü reform hareketlerini başlatan 1789‟da
Osmanlı tahtına çıkan III. Selim‟dir. III. Selim tahta çıktığında Osmanlı
Devleti‟nin geleceğinde çok büyük ve önemli tesirleri olacak olan Fransız
İhtilali başlamış bulunuyordu ve devlet, Rusya‟yla savaş hâlindeydi;
Avusturya Belgrad‟ı ele geçirmiş, Napolyon Mısır‟ı işgâl etmeye başlamıştı.
1791 sonbaharında cepheden dönen Osmanlı ordusu henüz
Silistre‟de iken Sultan III. Selim, ulemâ ve askerden ileri gelen yirmi iki kişiye
devletin zayıflığının sebepleri hakkındaki görüşlerini ve ıslahat tekliflerini
bildirmelerini istemiştir. Söz konusu kişiler devletin zayıflığının sebeplerini ve
ıslahat tekliflerini birer layiha ile padişaha takdim ettiler. Padişaha takdim
edilen layihaların ortak noktası, askerî reformlara duyulan ihtiyaç idi; fakat
bunun nasıl gerçekleştirileceği hususunda farklı teklifler vardı: Kimi devletin
ihtişamlı günlerindeki ordu düzenine dönmeyi teklif ediyor, kimi mevcut askerî
düzeni koruyarak, askere Batı tarzında talim ve terbiye verilmesi gerektiğini
ileri sürüyor, kimileri ise artık eski ordunun ıslahının mümkün olmadığını, bu
sebeple Batı tarzında eğitilmiş ve silahlandırılmış yeni bir ordu kurulması
gerektiğini ifade ediyordu.9
Sultan III. Selim, eski ordunun ıslahının mümkün olmadığını, bu
sebeple tamamen Batı tarzında talim yapan yeni bir ordu kurulması
gerektiğini düşünenlerle aynı kanaatteydi. Devletin kuruluş ve genişleme
devirlerinde büyük işler başarmış olan Yeniçeri Ocağı artık tamamen
bozulmuş durumdaydı. Batı‟nın askerlik sahasındaki büyük adımlarına
rağmen, Osmanlı Devleti‟nin Batı‟yla boy ölçüşebilecek bir ordusu
bulunmuyordu. Neticede Batılı tarzda talim yapan Nizam-ı Cedit Ordusu’nun
kurulmasına karar verilmiştir. Yeniçerin tepkisinden çekinildiği için bu yeni
ordunun neferlerinin Yeniçeriler içerisinden seçilmesi istenmiş; fakat onlar bu
teklifi kabul etmemişlerdir. Bunun üzerine Yeniçerilerin yeni bir ordu
kurulmasından rahatsızlık duyarak isyan etmeleri ihtimali de düşünülerek,
Nizam-ı Cedit ordusu, Bostancı Tüfenkçi Ocağı‟na bağlı olarak kurulmuştur.
Nizam-ı Cedit ordusunun kurulması alınan bütün tedbirlere rağmen
Yeniçeri Ocağı‟nın Nizam-ı Cedit‟e olan düşmanca hareketlerini
engelleyememiştir. Yeniçeriler arasında Nizam-ı Cedit askerinin sayısı
arttıkça kendilerine ulûfe verilmeyeceği ve ocağın ilgâ edileceği söylentilerinin
yayılmaya başlaması, yeni vergiler ihdâsıyla pahalılığın artması, tahsilât
yolsuzluklarından dolayı taşradan gelen şikâyetlere kulak asılmaması,
alafrangalıkta fazla ileri gidilmesi gibi sebepler, Kabakçı Mustafa İsyanı‟nın
patlak vermesine ve isyan neticesinde III. Selim‟in tahtan indirilmesine yol
açmıştır.
III. Selim‟in gerçekleştirmeyi düşündüğü ıslahat çalışmalarını oğlu II.
Mahmut, babasının tecrübelerini de göz önünde bulundurarak daha kararlı bir
şekilde devam ettirdi.
II. Mahmut ilk iş olarak, Alemdar Mustafa Paşa‟nın da yardımıyla, âyânlarla Sened-i İttifak‟ı imzalayarak onların saltanata
sadakatlerini temin etmiş ve merkezî otoriteyi güçlendirmiştir. Yeniçeri Ocağı
kaldırılmadıkça köklü bir ıslahat hareketine girişilemeyeceğini bilen padişah,
1826‟da Yeniçeri Ocağı‟nı kaldırmayı başarmıştır. Yeniçeri Ocağı‟nın
kaldırılmasıyla Batılı tarzda yapılması düşünülen reform hareketlerinin
önündeki en büyük engel kalkmış oluyordu.
1826‟dan sonra II. Mahmut, ıslahat çalışmalarına hız vermiş, birçok alanda köklü değişiklikler
yapılmıştır. Onun saltanatı Osmanlı tarihinde en kökü reformların yapıldığı
devirlerin başında gelmektedir. II. Mahmut Devri‟nde yapılan reformlar,
Osmanlı tarihinde önemli bir dönüm noktası olan Tanzimat devrine ve
reformlarına giden yolu açmış, Türk tarihinin seyrini değiştiren gelişmelerin
başlangıcı olmuştur.
Osmanlı tarihinin en önemli hâdiselerinden birisi de 1839‟da Tanzimat
Fermanı‟nın ilanıdır. Osmanlı tarihinde yeni bir devrin başlangıcı olan ferman,
okunduğu yere nispetle Gülhane Hatt-ı Hümâyunu ve diğer bir adı ile
Tanzimat-ı Hayriye adını aldı. Tanzimat Fermanı‟nda, kuruluşundan beri
şeriata bağlı bulunan Osmanlı Devleti‟nin refah içindeyken 150 seneden beri
çeşitli sebeplerle şeriata riâyet etmemekten dolayı fakirliğe düştüğü, gerekli
yeni kanunların çıkarılmasıyla devletin beş on yıl içerisinde ümit edilen
seviyeye ulaşacağı belirtiliyordu. Ayrıca Osmanlı tebaasından herkese ırk ve
din ayrımı yapılmaksızın can ve mal emniyeti sağlanacağı, iltizam usulünün
lağvedilerek herkesin gelirine uygun vergi alınacağı ifâde ediliyordu. Bunların
yanısıra fermanda, askerlik hizmetlerinin düzene konulacağı ve kişilerin
hukukuna riayet edileceği gibi hususlar yer alıyordu.
Tanzimat Fermanı‟nın 1839 yılında ilan edilmesinden, 1876 yılına
kadar olan zaman dilimine Tanzimat devri denilmektedir. Tanzimat devri,
Osmanlı tarihinde birçok yeniliklerin yapıldığı, Osmanlı Devleti‟nin bütün
kurumlarıyla batılılaşmaya çalıştığı bir devirdir.
Osmanlı Devleti‟nin yapısını büyük oranda değiştiren Tanzimat
devrinin 1861‟den 1876 yılına kadar olan devresini Sultan Abdülaziz Devri
teşkil eder.
Sultan Abdülaziz devri genel itibariyle devlet idaresini yeni bir
düzene koymak için yapılan çalışmaların oldukça yoğun olduğu bir devirdir.
Tanzimat devrinin en önemli padişahlarının başında Sultan Abdülaziz
gelmektedir. Onun on altı yıllık saltanatı Osmanlı Devleti‟nin birçok alanda
Tanzimat reformlarını hayata geçirmeye çalıştığı bir devirdir. Bu devirde
Vilayet Nizamnameleri ve Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile vilayet
idaresinde ve eğitimde köklü yenilikler yapılmıştır.
Sultan Abdülaziz‟in saltanatının 1864‟ten 1871‟e kadar olan devresi
Tanzimat devrinin en önemli idarecilerinden sayılan Âlî ve Fuad paşaların
etkisi altında geçmiştir. Söz konusu paşalar Osmanlı Devleti‟nin ancak her
alanda köklü ıslahat çalışmaları yapılarak, Batılı büyük devletlerle mücadele
edebileceğine inanıyorlardı. İşte Sultan Abdülaziz devri bu sebeple Tanzimat
reformlarının uygulamaya konulduğu bir devir olarak öne çıkmaktadır.
Anadolu ıslahatları Sultan Abdülaziz devrinin Osmanlı modernleşme tarihindeki önem
taşımaktadır.
1865 yılında Çukurova‟daki asayişsizlikleri gidermek
ve aşiretleri iskân etmek amacıyla Fırka-i Islahiyye kurulmuştur.
Başta Dersim ve Akçadağ olmak üzere Anadolu‟nun doğusunda yapılan ıslahat çalışmaları ve aşiretleri iskân etme
Teşebbüsleri, Osmanlı Devleti‟nin XIX. asırda en çok uğraşmak mecburiyetinde kaldığı meselelerin başında gelen
yol ve ulaşım meselesi, Osmanlı ziraat politikası (Sultan Abdülaziz döneminde Çukurova pamuk üretim merkezi olmuştur) ve Anadolu‟daki ticarî faaliyetleri düzenleme yönünde politikalar izlenmiştir.

CEVAP VER