Osmanlılar Döneminde Ezanın Piyano Eşliği Notaya Alınmıştı.

0
973
Osmanlılar döneminde yayınlanan bir "piyano refakatinde ezan" notası, ezanın Bayati makamındaki Türkçe bestesi ve şimdi artık taş plak koleksiyonlarında bulunan bir Türkçe ezan plağı.

Osmanlı Zamanında Ezanın Piyano Partisyonu Bile Yayınlanmıştı.

Türkçe ezan meselesinin yeniden gündeme gelmesi üzerine, bu konuda bir hatıralar resmigeçidi yapayım dedim. İşte, Osmanlılar döneminde yayınlanan bir “piyano refakatinde ezan” notası, ezanın Bayati makamındaki Türkçe bestesi ve şimdi artık taş plak koleksiyonlarında bulunan bir Türkçe ezan plağı.

Türkiye’nin birkaç günden buyana yine “Türkçe ezan” konusunu tartışmaya başladığını görünce, Türkçe ezan ile ilgili bir hatıralar resmi geçidi yapayım dedim.

Sayfada gördüğünüz ve üzerinde eski harfli yazıların bulunduğu nota, 1900’lerin başında İstanbul’da yayınlanan bir gazetede yeraldı. Ezan için yazılmış bir piyano partisi olan notanın baş kısmında bugünün diliyle “Mısır’da bulunan bir Alman, Ezan-ı Muhammedi’ye aşık olmuş, bir notasını yapmıştır. Okuyucularımıza bu notayı takdim ederken, dinimizin ilahi bir davet nağmesinin ecnebiler tarafından takdir edildiğini görmekle pek çok memnunun ve iftihar ediyoruz” deniyordu.

Notayı, belki bir meraklısı çıkar ve piyano refakatindeki ezanın nasıl birşey olduğunu duyurabilir diyerek bu sayfada yayınlıyorum.

Sayfadaki diğer notada ise, ezanın Türkçeleşmesinden sonra bestelenmiş şeklinin giriş kısmı yeralıyor. Bestecisi ise, Türk Müziği’nin meşhur bir ismi:

“Mümkün mü unutmak güzelim neydi o akşam?”,

“Bana hiç yakışmıyor böyle intizar yahut “Hayal içinde akıp geçti ömr-i derbederim” gibi şarkıları bir zamanlar dillerde dolaşan İzmirli bestekar Rakım Elkutlu; Türk Müziği çevrelerinde bilinen ismiyle, “Rakım Hoca”.

Rakım Elkutlu Kimdir ?

Rakım Elkutlu, 1869’da İzmir’de doğdu. Babası, İzmir’deki Hisar Camii’nin imamı Şuayib Efendi idi. Babasının 1892’deki vefatından sonra aynı vazifeye tayin edilen Rakım Hoca, 1948’deki vefatına kadar bu görevde kaldı. Zamanının en tanınan ve en sevilen bestecilerinden oldu. Kur’an’ın ve ezanın Türkçe okunmaya başladığı yıllardaki tartışmalara bizzat katıldı ve “Tanrı uludur” diye başlayan sözleri Bayati makamından besteledi.

Sayfada sadece giriş kısmının notasını verdiğim bu eser, Rakım Hoca’nın işte bugüne kadar hiçbir yerde okunmayan Bayati makamındaki işte bu bestesidir. Notayı, Türk Müziği’nin çok önemli bir bestecisi olan ve Rakım Hoca’nın eserlerini de kaydeden rahmetli Reşad Aysu’dan temin etmiştim.

Yine bu sayfada fotoğrafını gördüğünüz taş plak ise,

Osmanlılar döneminde yayınlanan bir "piyano refakatinde ezan" notası, ezanın Bayati makamındaki Türkçe bestesi ve şimdi artık taş plak koleksiyonlarında bulunan bir Türkçe ezan plağı.
Osmanlılar döneminde yayınlanan bir “piyano refakatinde ezan” notası, ezanın Bayati makamındaki Türkçe bestesi ve şimdi artık taş plak koleksiyonlarında bulunan bir Türkçe ezan plağı.

hafızlığından çok dillerden hala düşmeyen şarkılarıyla bilinen Sadeddin Kaynak’ın 1940’larda çıkardığı ve “Ezan-ı Muhammedi” adını taşıyan Türkçe ezan plağı…

Ezanın Türkçe’sinin nasıl olduğunu duyurubilecek tek kayıt, Kaynak’ın bu icrasıdır…
İşte, “Türkçe” ezan konusunda birkaç arşiv belgesi…

Allah’ın sıfatlarına akıl erdirmenin imkanı yoktur

Allah’ın zatına, ancak sıfatlariyle ve nispeten idrak edilebilirse de zatının sırrına aklın ermesine imkan ve ihtimal yoktur, tasavvur dahi edilemez.

Hayat, kıdem, bakaa, ilim, sem’, basar, kudret, tekvin gibi zata raci’ sıfatlara “Zati sıfatlar” denir. Tanrı’ya, isbatı vacib olan, varlığının kendinden oluşu, cisim ve cismaniyetten münezzeh bulunuş, bir olup eşidi, ortağı bulunmayışı gibi sıfatlara “Sübuti sıfatlar” deriz. Bunlardan başka bir de, mahlukata raci’ sıfatlar vardır; diriltmek, öldürmek, yaratmak, rızık vermek gibi. Bunlara da “Fi’li sıfatlar” derler.

Sufilerin çoğu, Tanrı’ya, esmayı, yani Tanrı adlarını anarak ulaşma yolunu tutmuştur. Bunların yoluna “Esma yolu” denir. İlk zamanlarda “La ilahe illallah, Allah, Hu” adlarını zikrederek süluk eden esmacılar, sonradan bu adlara “Hak, Kay, Kayyum, Kahhar” adlarını da ekliyerek yedi adla süluku kabul etmişler, içlerinden ayrılan kollar, bu yedi ada bazı adlar da katarak eklentiler yapmışlardır ki bu eklenen adlara “Füru’-ı Esma” demişlerdir… Murat Bardakçı

 

 

CEVAP VER