Musiki – Müzik Osmanlı ve İslamda Yasak mıdır?

0
1985
Osmanlı Musiki ve Müzik İslamda Yasak mıdır Osmanlı Devleti musiki ziyafetleri yapılırdı. İslam’da musiki ve Müzik hükmü buna mani midir?

Osmanlı Devleti’nde musiki ziyafetleri yapılırdı. İslam’da Musiki ve Müzik hükmü Nedir?

Bilindiği gibi İslamiyette bazı sesler helal ve bazıları da haram kılınmıştır. Gerçekten insanda ulvi ve yüce duyguların, Rabbani aşkların doğmasına vesile olan sesler helaldir. Kainatta yapılan zikirler ve teşbihler bu çeşit seslere girdiği gibi, rüzgarların terennümleri, denizlerin dalgalarının çıkardığı nağmeler, yağmur, kuş ve benzeri şeylerin Rabbani olan kelamları bu gruba girmektedir. Sanki kainat, ilahi bir musiki dairesi-dir; türlü türlü avazlarla ve çeşit çeşit terennümlerle kalblere hüzünleri ve Rabbani aşkları doldurur; ruhları ve kalbleri manevi zevklere gark eder. Bu, nefsi susturur; kalbi, aklı ve ruhu yüce şeylere ve ebedi alemlere teşvik eder. Osmanlı askeri musikisi olan mehter, buna verilebilecek olan en güzel misaldir.

Halbuki yetimane hüzünleri ve nefsani şehvet ve arzuları tahrik eden sesler ise, haramdır. Şeriatın tayin etmediği kısım ise, insanın ruhuna ve vicdanına yaptığı tesire göre hüküm alır.

Bilindiği gibi, Hanefi Hukukçularının teşkil ettiği Irak ekolü, Musiki konusunda, “Yasak mutlak, ibahe (serbestlik) istisnadır” diyerek, çok az istisnaların dışında musikiyi haram kabul etmektedirler. Şafii hukukçuların başını çektiği bir diğer grup ise, “İbaha mutlak, yasak istisnadir” diyerek ney ve def gibi bazı çalgı aletlerine müsaade etmişlerdir. Kendisi de bir alim olan İdris-i Bitlisi, Kanun-ı Şehinşahi adlı eserinde bu noktaya dikkat çekerek Osmanlı Padişahına şöyle söylemektedir:

Osmanlı Musiki ve Müzik İslamda Yasak mıdır Osmanlı Devleti musiki ziyafetleri yapılırdı. İslam’da musiki ve Müzik hükmü nedir
Osmanlı Musiki ve Müzik İslamda Yasak mıdır Osmanlı Devleti musiki ziyafetleri yapılırdı. İslam’da musiki ve Müzik hükmü nedir

“Saz ve benzeri aletleri dinleyerek ve güzel sesleri istima’ ederek, gönüllerin açılması ve dertlerin giderilmesine gelince, bu anlayış Yunan felsefesinin kanunlarına uygundur. Bazı seslere ehl-i şeri’at da ruhsat ve müsaade vermiştir: Mesela güzel sesle Kur’an okumak bunun başında gelir ki, Kur’an’da “Kur’an’ı tertil ile oku” buyurulmuştur. Hz. Peygamber’in şu hadisi de bunu teyid etmektedir: “Kim Kur’ an’ı güzel sesle (teğanni ile) okumazsa, bizden değildir.” Gazel okumak ve şiir inşad etmek de, meşru1 dur. Hz. Peygamber de şiir inşadına ve güzel teğannisine müsaade etmiştir. Def ve ney gibi bir kısım çalgı aletlerine de, ekseri Şafii imamları ruhsat vermiştir. Ud ve kanuna, bazı Şafii hukukçular, mübahdır demiştir. Kütüb-i fetvada bu husus kayıtlıdır. Bazı ehlullah ve evliya da, sema’ ve benzeri hallere caiz nazarıyla bakmışlardır Bu fakir, ud ve ney gibi bazı aletlerin caiz olduğu hususunu, delilleriyle açıklayan bir Risale yazdım”.

İşte bu şer’i hükümlerden dolayı Osmanlı Hareminde ve evlerinde, bazı İslam Hukukçularının verdiği fetvalara dayanılarak, ud, keman, def, çalpara, ney ve tanbur

gibi saz ve müzik aletleri çalınmıştır. Osmanlı toplum hayatının bu konuda, Hanefi hukukçuların görüşlerini değil, Şafii hukukçuların görüşlerini fiilen tatbik ettiklerini söyleyebiliriz. Hatta III. Selim’in Nizam-ı Cedid’inde askerlerin tranpet çalmaları, halk ve alimler tarafından hoş karşılanmayınca, Nizam-ı Cedid askerlerinin giydikleri Avrupai elbiselerin ve çaldıkları trampetlerin, talim gayesiyle olması hasebiyle, dinen caiz olduğuna dair, Münib Efendi tarafından müstakil bir Risale dahi kaleme alınmıştır. Bunları çalmak üzere, erkek musikişinaslardan, oyun, saz ve hanende takımı kurulmuştur. Musiki üstadlarına Mu’allimin-i Enderûn-ı Hümayûn dendiğini kaynaklardan öğreniyoruz.

Ayrıca Saray’a ve Harem’e has olmak üzere cariyelerden de sazendeler takımı kurulduğu bilinmektedir. Hareme alınan cariyelerden seçilen sazende takımı, Meşkhane’de yahut hocaların hususi dairelerinde musiki hocalarından özellikle son zamanlara doğru müzik dersleri almışlardır. Sazendeler, genellikle kalfalık payesine gelen ve Padişah yahut diğer hanedan erkekleri ile aralarında mahremiyet bulunmayan cariyeler arasından seçilirlerdi. Bunlara sazende kalfalar dendiği gibi, reislerine de sa-zende-başı veya baş sazende denmekteydi.

XIX. yüzyılda batılılaşma başlayınca, eski sazlar arasına piyano da girmiştir. Hatta son zamanlarda piyano çalmak, Osmanlı hareminin modası haline gelmiştir. Sultanlar, şehzadeler ve hatta kadın efendiler, piyano çalmaya başlamışlardır.

Osmanlı Musiki ve Müzik İslamda Yasak mıdır Osmanlı Devleti musiki ziyafetleri yapılırdı. İslam’da musiki ve Müzik hükmü buna mani midir?
Osmanlı Musiki ve Müzik İslamda Yasak mıdır Osmanlı Devleti musiki ziyafetleri yapılırdı. İslam’da musiki ve Müzik hükmü buna mani midir?

Osmanlı Tarihi boyunca, son zamanlardaki bazı eğlenceler dışında, sazendelerin ulvi duygulan teşvik eden ilahiler okudukları, bunlara uygun ud ve ney gibi sazları çaldıkları, gayr-i meşru denebilecek olayların pek nadir meydana geldiği, Saray hatıralarından anlaşılmaktadır.

Bazı kitaplarda tasvir edilen, eğlenceler, çalgılı ve sazlı alemler ise, tamamen hayalidir. III. Selim, II. Mahmûd ve özellikle de II. Abdülmecid zamanında Saray’a giren müzik aletlerine müsamaha ile bakmak ve hele bazı devlet adamlarının cazlı ve balolu toplantılarına katılmalarını İslam Hukukuna uygun göstermek mümkün değildir. Nitekim Ahmed Cevdet Paşa da, bu konuda bazı devlet adamlarını tenkit etmiştir

Kur’an, Maide 90;

Akgündüz, Osmanlı Kanunnameleri, c. III, sh. 37;

Cevdet Paşa, Tarih, c. VIII, sh. 189;

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Fıkıh Istılahları Kamusu, c. IV, sh. 491-499; Hak Dini Kur’an Dili, sh. 3948;

Uluçay, Harem II, sh. 152-154;

BA, İbnül-Emln, Saray, nr. 710, 711, 883, 877, 946, 1254, 1272, 1317;

Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Yakutcan, Ahmed-Ömür, Cuma, İslam’da Resim, Heykel ve Musiki, İzmir 1989, sh. 57-123;

Cinuçen Tanrıkorur, “Osmanlı Mûsikisi”, Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi I-II, İstanbul 1998, c. II, sh. 493-530;

Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, “Osmanlılar Zamanında Saraylarda Musiki Hayatı”, Belleten, c. XLI, sayı 161(1977), sh. 79-114.

Kaynak: Prof.Dr. Ahmet AKGÜNDÜZ – Sorularla Osmanlı

CEVAP VER